Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
İran Bağlamında Suriye Olayları

Suriye üzerinde ABD elebaşılığındaki emperyalizmin baskıları son günlerde ivme kazanmış gibi görünüyor. 5 aydır hemen hemen her gün Suriye hakkında görsel ve yazılı basında katliam haberlerini okuyoruz. Komşularla “sıfır sorun siyaseti” izlediğini iddia eden ve daha düne kadar kardeşlik edebiyatı yapan Türkiye’de olayları iç işi olarak değerlendirerek olaya müdahil oldu. Artan uluslararası baskılara karşı Esad ise “reform” telkinlerini ciddiye alıyormuş gibi yapıp geri adım atmamakta,otoriter-totaliter rejimini devam ettirmekte ayak diretiyor.
Oğul Esad bütün yaygaraya rağmen ABD’nin kendisini durdurmak için askeri güç kullanmayacağından emin. Keza Güvenlik Konseyi’nde kendisine yönelik ciddi bir yaptırım kararını, çatışan çıkarlar nedeniyle Çin ve Rusya’nın veto edeceğini de biliyor. Şimdiye kadar Arap coğrafyasındaki hiçbir katliama karşı devreye girmeyen Arap aleminden bir şey çıkmayacağı da ortada.
Suriye’ye yönelik baskıları ABD ve Türkiye’nin insani kaygıları, rejimin otoriter-totaliter niteliğinden vs. kaynaklanan tepkiler olarak görür, stratejik konumu ve İran bağlamından ayrı analiz edersek sağlıklı bir sonuca varmak mümkün olmaz. Suriye’nin, nüfusun % 7-10’unu teşkil eden Alevi-Nusayri azınlık tarafından 40 yıldır demir yumrukla yönetildiği, zenginliklerden bunların yararlandığı, Sünni Arap çoğunluğun ezildiği, katliamlara uğradığı doğrudur. Ancak Suriye’nin hedef olmasında Ortadoğu’daki güç dengeleri temelinde Hazar’dan Akdeniz’e kadar uzanan İran-Irak-Suriye-Lübnan-Gazze hançerini parçalamak ve neticede Lübnan Hizbullah’ı ve İran’ı teslim almak stratejisi yatıyor. ABD’nin izlediği “İran’ın yalnızlaştırılması” stratejisi, Türkiye’nin de uzun vadeli çıkarlarıyla örtüşüyor. Ancak Esad’ın devrilmesinin ardından gelecek belirsizlikler ve özellikle de sınırlarımız ötesinde yerleşik Kürt’lerin konumları sebebiyle bugün için pek arzu edilmiyor.
İran, bugün Ortadoğu’da, müttefikleri ve Körfez ülkelerindeki Şii azınlıklar kanalıyla büyük bir güce ulaşmış olup bölgede emperyalizmin çıkarlarını tehdit eder konuma gelmiştir. ABD’nin Şii eksenini kıramaması halinde ne Ortadoğu yeniden dizayn edilebilecek ne de İran teslim alınarak Orta Asya’da ABD aleyhine olan dengeler değişebilecektir.
Akdeniz’e bir hançer gibi uzanan bu aksın en önemli unsuru, İran’ın 32 yıldır stratejik ortağı olan Suriye’dir. Hamas’ın kumanda merkezini Suriye’den koparıp Körfez ülkelerine kaydırarak ilk adımı atan ABD şimdi de Suriye’yi hizaya getirmeye çalışıyor. Ancak uzun bir süredir Suriye’yi eksenden koparmaya çalışsa da bugüne kadar başarılı olamadı. 2008’de Türkiye gözetiminde yapılan ve başarısızlığa uğrayan İsrail-Suriye görüşmeleri, Nükleer enerji/silah  faaliyetleri nedeniyle BM yaptırımları bu amacı sağlamaya matuftu. Keza Lübnan dengelerinde önemli bir aktör olan Başbakan Refik Hariri cinayetinde ABD’nin Suriye’yi işaret etmesi de böyle bir şey olsa gerek. Buna karşılık İran da geri adım atmamakta direniyor. Suriye’yi direniş cephesinin bir parçası olarak görüyor, ayaklanmanın arkasında ABD, Siyonist parmağı olduğuna inanıyor. Bir yandan Elit El Quds silahlı birliklerini ayaklanmayı bastırmak için Esad’ın yardımına gönderirken diğer yandan İran’ın Suriye’ye açılan kapısı Kandil üzerindeki baskısını da artırıyor.
ABD ve İsrail, Suriye olayları başladığında uzun bir süre Esad sonrası belirsizlik nedeniyle kısa vadede iktidar değişiminde tereddüt yaşasa da son dönemde ileri bir adım atarak Esad’a iktidardan çekil çağrısı yapacak noktaya geldi.

NİÇİN İRAN
1991 senesinde ABD’de kabul edilen ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ ile, “enerji kaynaklarına ulaşımı güvenceye almak, hasım güçlerin gelişimini,bunlar arasındaki olası koalisyonları engellemek” yaşamsal güvenlik çıkarı olarak kabul edildi. ABD’nin bu jeopolitik saptamaları Obama’nın, siklet merkezinin Ortadoğu’dan Pakistan’a kaydırılacağını açıklamasıyla birlikte değerlendirildiğinde Ortadoğu, Hazar ve Orta Asya’da giderek yükselen jeopolitik oyuncuya dönüşmekte olan enerji zengini İran oyununu anlamak daha kolay olacaktır. ABD-İran ilişkilerine, jeopolitiğine göz attığımızda İran’ın hangi nedenlerle emperyalizm için vazgeçilmez hedef olduğu anlaşılacaktır.
İran coğrafi konumu nedeniyle 21. yüzyıl jeopolitiğinin sıklet merkezini oluşturan Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya’dan oluşan bölgenin merkezinde bulunuyor. ABD’nin İran’ı denetime almadan enerji zengini bölgeleri kontrol etmesi çok güç olacaktır.
Enerji zengini körfez ülkeleri ve petrol terminali Basra Körfezi’nin anahtarı Hürmüz Boğazı’nı kontrol eden İran, jeopolitik konumuyla ABD için çok önemlidir.
Muazzam doğalgaz rezervi ve petrol yataklarına sahip İran iştah kabartıcıdır.
Irak’ta etkin Şii oluşumu ile güçlenen İran, Ortadoğu’da dengeleri sarsarak emperyalizme uşaklık yapan körfez ülkeleri ile Suudi Arabistan’ı aşındırıp ABD-İsrail çıkarlarını zedeliyor.
Tüm bu stratejik, jeopolitik ve jeostratejik özellikleri sebebiyle İran ABD elebaşılığındaki emperyalizm için vazgeçilmez ve öncelikli hedeftir. 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak’ta yenilgiyi tadan ABD’nin, kaybolan prestijini telafi edebilmek adına bir mesaja ihtiyacı olduğu açık. Bunun için uygun hedef de İran’dır. Nitekim ABD’nin füze kalkanı, İran’a yapılacak bir saldırının ön adımlarından birini oluşturuyor. Bu savunma sisteminin ayaklarından birinin Türkiye’de kurulması olasılığı Türkiye’nin muhtemel bir savaşta cephe ülkesi olacağını, müdahale ihtimalinin güçlenmekte ve bu müdahalede ABD’ye yardımcı olacak Türkiye dahil bir cephenin şekillenmekte olduğunu gösteriyor.
NOT: Sayın tutsak partizan: Eleştirilerinize eyvallah. Saygı duyarım. Ancak döneminde birtakım hataların yapılmış olacağını da düşünmekte fayda var. Benim size naçizane tavsiyem Kafkasya ve Orta Asya haritasını elinize alın, sınırlara ve sınırlar içerisindeki azınlık sorunlarına bakın. Sınırların nasıl suni şekilde çizildiğini göreceğinizi zannediyorum. Belki o zaman hak verirsiniz. Özgür şartlarda bu konuyu tartışabilmek dileğiyle dostça selamlar.

 
Share