|
Orta Asya Bir Türk Alanı Mı ? |
|
Sovyetler Birliği'nin 1991’de nihai olarak ortadan kalkmasıyla Orta Asya’daki Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan gibi Türkçe konuşan halklar bağımsız devletler haline geldi. Türkiye’de öteden beri Turan hayali kuran Pan-Türkist çevreler, Türk dili konuşan halkları bir araya getirecek, böylece “Türk dünyası” birliğini gerçekleştirecek bir toprak bütünlüğünün yaratılmasının artık mümkün hale geldiğini düşündüler. Bu mahut çevrenin dışında bu görüş devlet katında da kabul gördü. Örneğin Turgut Özal “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne büyük Türk dünyası”, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “bugün hiç kimse Adriyatik kıyılarından Çin seddi’ne kadar uzanan bir Türk dünyasının varlığını inkar edemez” şeklinde formüle etti. Orta Asya cumhuriyetleri ile Azerbaycan’a doğru yönlendirilen çabalara rağmen bu düşünce kısa sürede acı gerçekle karşılaştı. Türkiye şüphesiz bugün Orta Asya’da mevcuttur. Ancak Türkiye’nin faaliyeti Türkçe konuşan devletler arasında toplantılar ve zirveler düzenlemekten öteye geçemedi. Aradan geçen 20 senede Türkçe konuşan halkların bütününü kapsayacak bir ülke oluşturulamadı. Oluşmayacak da. Zira Orta Asya cumhuriyetleri, geçmişte çizilen suni sınırlar nedeniyle kendi azınlık sorunlarıyla uğraşır ve kendilerine has çıkarları varken Türkiye’ye ayrıcalıklı bir işlem yapmak istemiyorlar. Daha doğrusu yeni bir “ağabey” in sopası altına girmek istemiyorlar. Öte yandan Türk birliği ideolojisi Türkiye’de birçok milliyetçi akım içinde hala varlığını sürdürmekle beraber Orta Asya’da yankı yapmıyor. Orta Asya cumhuriyetleri, yakınlıkları öne çıkarmaktan ziyade dil alanındaki farklılıklarını şiddetlendirerek ulusal bilinci daha üst seviyeye çıkaracak politikalar izliyor. Soğuk savaş süresince NATO’nun ileri karakolu olarak ABD’nin bekçiliğini yapan Türkiye soğuk savaşın bir ganimeti olarak Avrasya’da Türkçe konuşan halkların yaşadığı enerji havzasında etkinlik kurma hakkını kendinde gördü. Türkiye’nin ABD ile birlikte hareket etmesi başlangıçta bölgeye nüfuz etmesini kolaylaştırdı. Ufak tefek mali yardımlar ve öğrencilere öğrenim imkanı tanınması gibi (kendi muhtacı himmet bir dede, nasıl gayrıya himmet ede) çıkara dayalı yaklaşımlar ilk başlarda işlerin yolunda gitmesini sağladı. Türkiye’nin hayalini gördüğü Orta Asya, zengin yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle büyük güçlerin kıyasıya mücadele ettiği dünyanın en stratejik bölgesidir. ABD elebaşılığındaki emperyalizmin XXI.yüzyıldaki hedefi yüzyılı aşkın süredir nüfuz edemediği Orta Asya coğrafyasıdır. Keza Rusya’da Sovyet imparatorluğu döneminde egemen olduğu bu bölgede inisiyatifi yeniden ele geçirmek için mücadele ediyor. Çin ise gelişiminin devamı için ihtiyaç duyduğu daha fazla enerjiyi temin edebilmek adına Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile Orta Asya’ya adım attı. Türkiye’nin bölgeye ilişkin girişimleri, Orta Asya devletlerinin bağımsızlıklarının Uygur Özerk Bölgesi’ndeki bağımsızlıkçı hareketleri tetikleyeceğinden korkan Çin’de endişe kaynağı oldu. “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Büyük Türk Dünyası” siyaseti Pan-Türkizm emellerinin yansıması şeklinde anlaşıldı. Çin’lilere göre bu slogan Uygur Özerk Bölgesini de içine alan bir siyasi coğrafyanın ortaya çıkmasının fikirsel alt yapısıdır. Çin, Türkiye’nin girişimlerine karşı 1996 senesinde Rusya, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan ile birlikte ŞANGHAY BEŞLİSİNİ kurarak karşı hamle yaptı. Bu tarihten sonra Türkiye’nin “Türki” devletler ile ilişkileri gevşemeye başladı. Bunda ABD’nin 1996’dan itibaren Avrasya’da kendi başına siyaset geliştirerek Türkiye’yi dışlaması ve daha da önemlisi ABD’nin etkisiyle bölgedeki muhalif hareketlerin desteklenmesinin (Özbekistan Andican olayları) yarattığı tepkinin olumsuz etkisi oldu. 2000’li yıllara gelindiğinde Türkiye’nin Orta Asya politikası Çin-Rusya ekseni karşısında iflas etti. Türkiye’de düzenlenen birçok zirveye Orta Asya cumhuriyetlerinden artık lider düzeyinde katılım olmaması, Özbekistan ve Türkmenistan ile ilişkilerdeki olumsuzluklar iflasın yansımasıdır. Gelinen aşamada Türkiye, bir yandan büyük Türk dünyası hayallerini bırakıp ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni sahiplenirken diğer yandan Rusya ve Çin’in yürütmekte olduğu Avrasya projesinden küçük paylar kapmaya çalışan çıkarcı devlet pozisyonuna düşmüş bulunuyor. TÜRKİYE’NİN ŞİÖ HAYALİ 2001 senesinde Şanghay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) kurulmasıyla Türkiye’de harekete geçerek tam üyelik konusunda irade beyan etti. Ancak bölgeye ilgisini devam ettirmek isteyen Türkiye’nin, kendi aleyhine olan ŞİÖ’ye girmek istemesi tam bir dış politika körlüğü oldu. Zira ŞİÖ’nün çıkarlarıyla, ABD çıkarları doğrultusunda politika yapan Türkiye’nin çıkarları bir birine tamamen zıttı. Örneğin 2005’de ŞİÖ Aştana zirvesinde ABD’ye Hanabad üssünü kapatma ve Afganistan’dan çekilme çağrısı yapıldığında Afganistan’da askeri güç bulunduran Türkiye’nin verebileceği cevap yoktu. 2005 ŞİÖ Aştana zirvesi Avrasya birliğinin kuruluşunun ilan edildiği zirve oldu ve Türkiye bu fotoğrafın dışında kaldı. Böylece Türkiye ile Türkçe konuşan devletler arasına perde indi. Bugün itibariyle Türkiye’nin Türk dünyası diye övünebileceği bir tek Azerbaycan kalmış bulunuyor. Sonuç olarak şunları söylemek gerekir. ŞİÖ’yü Çin ve Rusya gibi büyük güçler kendi çıkarları doğrultusunda yönetiyor. Türkiye’nin Çin ve Rusya’yla bölgeye ilişkin hiçbir ortak çıkarı olmadığı gibi aksine çatışmakta. Tek süper güç ABD’yi zorlayan iki dünya gücü karşısında Türkiye’nin Pan-Türkizm hayalleriyle Orta Asya’da söz sahibi olabilmesi mümkün değildir. Amerikan yağmurundan kaçarken Rus-Çin yağmuruna tutulmamak akıllıca olacaktır. NOT.Okurların hoşgörüsüne sığınarak 20 gün tatil izni istiyorum.
|