Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Yeni Jeopolitiğin Kalbiİ: Hazar Bölgesi

Sovyetler Birliği sürecinde “Hazar alanı” jeopolitik olarak emperyalist güçler arasında herhangi bir mücadeleye sahne olmadı. Zira bölgedeki zengin hidrokarbonların işletilmesi sadece Moskova’nın elindeydi. SSCB’nin kağıttan bir şato gibi çökmesiyle Hazar Denizi uluslararası güçlerin at oynattığı bir alan oldu. Özellikle de ABD elebaşılığındaki emperyalizmin Afganistan’a müdahalesiyle Washington’un Orta Asya’nın mahremine girmesi, bu alandaki jeopolitik manzarayı alt üst etti.
Hazar Denizi bölgesinde petrolün varlığı Ortaçağ’dan beri bilinmektedir. Buna karşı ekonomik olarak işletilmeye XIX.yüzyılın ikinci yarısında başlandı. Sovyet döneminde Hazar Denizi petrol üretimi SSCB üretiminin ancak  % 3’ünü oluşturuyordu. SSCB’nin ortadan kalkması Orta Asya ve Kafkasya devletlerinin bağımsızlıklarına kavuşmasıyla bu bölge, hukuki statüsü sorunu bir yana Batılı petrol şirketleri için öncelikli bölge oldu. Günümüzde jeopolitik bakış açısından yayılmacı güçlerin zıt menfaatlerinin karşılaştığı ve çatıştığı bir “Hazar alanı’ndan bahsetmek mümkündür. Coğrafi olarak bu alan içinde Hazar Denizi’ne kıyıdaş olan ülkeler Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ve İran, Gürcistan ile Kafkasya’da yer alan Rusya Federasyonu’nun bölgeleri Çeçenistan, ve Dağıstan yer almaktadır. 90’lı yılların ortalarından itibaren bu alanın çevresinde Hazar hidrokarbonlarına bir başka deyişle Kazak ve Azeri petrolleri ile Türkmen gazına egemen olmak için birçok güç arasında üstü örtülü sürtüşme sürüp gidiyor. Hazar hidrokarbonlarının Batı pazarlarına erişiminin kontrol edilmesi için “boru hatları savaşı” işte burada meydana gelmektedir.
1991’den itibaren Hazar petrol rezervleri için abartılı tahminler yapıldı. Hatta Ortadoğu petrolü ile bile mukayeseye tabi tutuldu. Ancak Hazar havzası konusunda 1998’de yapılan gerçekçi bir inceleme, petrol rezervlerinin 25 ile 35 milyar varil arasında yer aldığını saptadı. Bu daha önce dünya rezervlerinin %16’sını temsil etme iddiasındaki bir sayıdan yaklaşık % 3’e inilmesidir. Böylece ABD (22 milyar varil) veya Kuzey Denizi (17 milyar varil) karşılaştırılabilir bir değer olduğu, ama Basra Körfezi rezervleri yanında sözünün bile edilemeyeceği anlaşıldı. Tüketici ülkeler üretici ülkeler üzerinde baskı uygulamak için hayali rezerv tahminlerini her daim bir siyasi araç olarak kullanırlar. Ortadoğu’nun dışında da muazzam petrol rezervlerinin varlığını iddia ederek üretici ülkeleri petrol fiyatlarını sabit tutmak, indirmek maksadıyla özellikle de OPEC üzerine baskı yaparlar. Gaza gelince, Hazar Denizi kanıtlanmış hidrokarbon rezervlerinin üçte ikisi doğal gazdır.Kanıtlanmış rezervler bakımından Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan dünyanın en önemli yirmi gaz üretici ülkesi içerisinde yer alır. Ancak dikkat çekici ve acı olan Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlığından yirmi yıl sonra, Batılı şirketlerin  bölgenin yaklaşık olarak rezervlerinin % 60’ını ellerinde tutmakta, kalan kısmının ise kıyıdaş ülkelerin ulusal şirketlerine ait olduğu gerçeğidir. Bu yoğunluk jeopolitik bakış açısından Batılı emperyalistlerin daha şimdiden bölgede etkileyici bir ağ kurduklarını kanıtlamaktadır.
Coğrafi kapalılıklarından olduğu kadar, Sovyet ekonomik mirası yüzünden Orta Asya devletleriyle Azerbaycan petrol ve gaz üretimlerini pazarlara akıtmak gibi bir sorunla karşı karşıya bulunuyorlar. Dolayısıyla dışa açılma yolları bulunması Hazar bölgesine komşu ülkeler için özellikle önemli bir meseledir. Hazar Denizi üretimlerinin dışa açılan boru hatları, topraklarından geçecek olan ülke sadece ekonomik yan etkilerden değil fakat daha çok gelecekte bölgenin bütünü üzerinde muazzam bir jeostratejik nüfuz kazanımından da yararlanacaktır.
Sovyet döneminde bütün taşımacılık altyapısı Rusya yönüne dönmüş olduğundan Hazar üretimlerinin uluslararası pazara erişiminde mevcut yolların hepsi Rus topraklarından geçiyordu. Orta Asya devletleriyle Azerbaycan’ın bağımsızlıklarını elde etmesinden sonra bile bu durum Moskova’ya söz konusu devletler üzerinde çok güçlü bir baskı oluşturma imkanı verdi. 1990’lı yılların ortasından itibaren ABD Hazar Denizi ürünlerinin açılabilmesi amacıyla doğu-batı eksenini destekleme kararı aldı. Önerilen eksenin en büyük özelliği Rusya ile İran arasındaki kuzey-güney ekseninin önemini azaltacak olmasıydı. Söz konusu olan Hazar Denizi hidrokarbonlarının ihracatında Rusya’nın tekelini kırmak, İran’ın Hazar kıyıdaş ülkeleri için önemli bir dışa açılma yolu olmasında elverişli coğrafi konumundan yararlanmasını engellemek ve nihayet Körfez Savaşı’ndaki desteğinden ötürü Türkiye’yi mükafatlandırmaktı. Bunun dışında söz konusu yeni eksen, ekonomik kapasitelerini güçlendirmekle yeni devletlerin “bağımsızlıklarını” sağlamlaştıracak, Türkiye’nin bölgesel rolünü geliştirecek ve emperyalizmin çıkarlarını koruyacaktı.Bağımsızlıklarının üzerinden yirmi yıldan fazla süre geçtikten sonra, çok sayıda proje ve birkaç somut gerçekleşmeye karşın jeopolitik alanda Rusya kendi nüfuz alanında görmeye devam ettiği alanda, bugün hala Hazar üretimleri için en önemli dışa açılma yoludur. Her ne kadar Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı faaliyete geçmiş ise de bu durum Rusya’nın stratejisine bir darbe vurmamıştır. Çünkü bu hattan gelen petrol doğrudan ABD’ye sevk edilmekte olup Moskova’nın stratejisi esas olarak Avrupa, Çin, Uzakdoğu ve Güneydoğu Asya pazarlarını yani BTC’den farklı pazarları hedeflemektedir.
2001 yılında terör karşıtı kampanya kapsamında 2002 Şubat’ında Amerikan birliklerinin Gürcistan’da konuşlanacağı kesinleşti. Bu yeni bir unsurdu. Çünkü Jeopolitik bakış açısından Gürcistan’da uzatılmış bir yerleşme ABD açısından Ortadoğu stratejisinin yeniden tanımlanması anlamına geliyordu. Bilindiği üzere 11 Eylül olayları ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde önemli sorunların varlığını gözler önüne serdi. ABD’nin Riyad ile yakından ilgilenmesini gerektiren çok fazla çıkarı vardır. Ancak gerek Suudi Krallığı halkının her geçen gün artan düşmanlığı ve Bin Ladin ağının finansmanının büyük Suudi aileler tarafından sağlanması Amerikan birliklerinin Suudi topraklarında varlığını siyasi olarak tehlikeye atmakla beraber, askeri etkinliği de tartışılır hale getirmiştir. Orta Asya-Kafkasya ekseni boyunca askeri üsler oluşturulması ve ilaveten Suudi Arabistan’daki birliklerin yavaş yavaş geri çekilmesi halinde ABD üstlendiği siyasi risklerden kurtarmakla kalmayacak aynı zamanda “stratejik enerji elipsi” çevresinde daha etkin bir şekilde yeniden konuşlanmayı sağlayacaktır. Gürcistan’da ABD’nin uzun süreli askeri yerleşmesi bu alanın jeopolitik dengesini önemli ölçüde değiştirecektir. Rusya ve İran’ın kuşatılması bir yana, donanması ve Diego Garcia’daki üssü sayesinde Basra Körfezi ve Hint Okyanusu deniz yolları üzerindeki denetimine ilave olarak ABD Hazar petrolünün karadan dış pazarlara açılma yollarının denetimini de ele geçirmiş olacaktır.

 
Share