Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Start-2 Antlaşması ve Kafkasya’ya etkisi

Ahmet Hacaloğlu K.

Dünyanın en büyük nükleer gücüne sahip iki ülkesi ABD ile Rusya’nın liderleri Obama ve Medvedev Soğuk savaş sonrası ilk nükleer silah indirimini öngören tarihi antlaşmayı Nisan 2010’da Prag’da imzaladı. ABD ile Rusya, 5 Aralık 2009’da süresi dolan, 1991’de imzalanan Stratejik Silahların İndirimi Antlaşması’nın (START 1) yerini alacak yeni antlaşma uyarınca 7 yıl içinde 1991’deki Start’ta öngörülen savaş başlıkları sayısını yüzde 74 oranında, 2002 Moskova Antlaşması’nda öngörülen başlıkların sayısını da yüzde 30 oranında azaltarak bin 550’ye düşürecek.

Birleşik Devletler ve Rusya’nın nükleer silahların azaltılması konusunda anlaşmaları, kuşkusuz ilk bakışta barış(!) yönünde atılmış önemli bir adım gibi görünse de haddizatında aldatmacadan öte bir anlam taşımıyor. Zira iki nükleer gücün silah potansiyeline bakıldığında söz konusu azaltmanın devede kulak bile olmadığı gerçeğiyle karşılaşılacaktır. ABD ve Rusya bugün ayrı ayrı 34 ton plutonyuma sahip bulunmaktadır. Bu rakam diğer nükleer güçlerin stokları dışında yüz bin nükleer başlık anlamına gelmektedir. Kaldı ki söz konusu anlaşma ABD’nin bazı koşulları yerine getirmesiyle gerçekleşecektir. Bu koşullar arasında en önemlisi ABD’nin antibalistik füze kapasitelerini (füze kalkanı) arttırmamasıdır. Oysa bilindiği üzere bu konuya 5 milyar doların üzerinde bir bütçe ayıran ABD, Obama’nın “Rusya ile stratejik dengeleri değiştirmek niyetinde olmadıkları” şeklindeki söylemine karşın Alaska’yı ve Avrupa’nın bazı ülkelerini (Polonya, Romanya, Türkiye) ‘füze kalkanı’yla donatma planından henüz vazgeçmiş değil.

Rusya’nın Stratejik Manevraları

Washington’daki “Nükleer Güvenlik Zirvesi’nden hemen sonra Rusya bir yandan START 2 antlaşmasına imza atarken öte yandan aynı günlerde şimdiye kadar görülmemiş ölçüde ABD ile sıkı ilişkiler içerisine girdi. Taraflar arasındaki bu karşılıklı ‘aşk’ bazı analistlerce Soğuk savaş döneminde ABD-SSCB arasındaki DETANT acaba yeniden kotarılıyor mu şeklinde yorumlandı. Bilindiği gibi o dönemde iki süper güç, nükleer gücün caydırıcılığına dayalı dehşet dengesi sebebiyle yumuşak karınlarındaki (arka bahçeleri) egemenliklerini zımnen kabul ile (SSCB için Kafkasya, ABD için G.Amerika ) “barış içerisinde bir arada yaşamayı”, detantı kabul etmişlerdi.

Tüm bu gelişmeler içerisinde Ruslar bir adım daha attı ve yeni bir halkla ilişkiler operasyonu ile onlarca senedir reddettikleri “Katin ormanı trajedisini” kabul ettiler. Katliamın Nisan ayındaki yıldönümünde Polonya devlet yetkilileri ile birlikte Katin ormanlarında anma yapmayı gündeme aldılar. Bilindiği gibi 1940 Nisan ayında Katin ormanlarında 22 bin Polonyalı aydın katledilmiş ve olay Soğuk Savaş yıllarında Nazi Almanya’sına ihale edilmişti. SSCB’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan belgelerde(?) katliamın esasında Naziler tarafından değil Sovyetler tarafından gerçekleştirildiği açıklandı ve bu olgu Rus yetkililer tarafından da kabul edildi. Putin ve onunla birlikte hareket eden Medvedev çarpıtılan resmi tarihle yüzleşmek adına tasarlanmış tiyatroyu oynayıp “Sizin yasınız bizim yasımızdır” minvalli timsah gözyaşlarıyla ah vah ederken, politik oyunlarını mayınlayacak AB ülkesi Polonya ile tarihi hesaplaşmayı gündeme getirmeden tabiidir ki stratejik çıkarlarını korumak, Batı ile yakınlaşmak, soğuk savaş yıllarındaki DETANT’ı tekrar tesis etmek niyeti taşıyordu.

Moskova’nın niyetinin kısa vadede gerçekleşip gerçekleşmeyeceği şimdilik soru işareti olsa da yeni bir detant’ın oluşturulması halinde ABD elebaşılığındaki emperyalizm, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne kurmak istediği “füze kalkanı” projesini iptal ile Kafkasya ve Ukrayna’nın Rusya’nın arka bahçesi olduğunu kabul edecek, Moskova’da buna karşılık Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya gibi eski Varşova paktı ülkeleri ile dalaşmaktan vazgeçecektir. Yani bir anlamda nüfuz alanları yeniden paylaşılacak. Sütrenin gerisinde tabiatıyla Kuzey Denizi’nden Avrupa’ya uzanan Rus enerji hatları trafiği ile Berlin-Moskova yakınlaşması gibi farklı stratejik çıkarlar da var.

Detant’ın Kafkasya’ya Etkisi

Rus jeopolitiğinde Kafkasya, Çarlık döneminden beri mutlaka stratejik olarak kontrol altına alınması gereken ‘arka bahçe’ olarak tespit edilmiştir. Bölgenin önemi Rusya’nın güneye doğru sıcak denizlere çıkış koridorunda olması, yakın çevrenin güvenliğini sağlayacak konumda olması, enerji geçiş hatlarının üzerinde olması ve enerji zengini Hazar ve Orta Asya şişesinin mantarı (Çıkış kapısı) görevini görüyor olmasıdır.

Kafkasya’nın statüsünün 1989 öncesine dönmesi halinde Rusya stratejik bir hamle yapmış olacak ve şu an tahtıravalli gibi sallanan Azerbaycan ile ABD elebaşılığındaki emperyalizmin taşeronluğuna soyunan Gürcistan yeniden Rusya’nın nüfuz alanına girecektir. Bu takdirde Türkiye-Azerbaycan ve Türkiye-Gürcistan stratejik işbirliği de sona ermiş olacağından Türkiye’nin bölgede “ekonomik etkinlik kurma”, Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya ulaşma stratejisi çökecektir. Diğer yandan etnik, dinsel, kültürel haklar ile ilgili duyarlılığı olmayan, Kafkasya’yı halklar mezarlığına çeviren emperyal Rusya’nın baskılarıyla, güçler çatışmasından bilistifade bağımsızlıklarını (!) kazanan Abhazya ve G.Osetya ile diğer Kafkas halkları ve özellikle Megrel-Laz halkı açısından zulüm ve esaret daha bir yoğunlukla kendini hissettirecektir.

Asırlardır Çarlık Rusya’sı ve takipçilerince, emperyal amaçlarla yaz-boz tahtasına çevrilen Kafkas haritasında ki kadim halklar kah ikiye bölünerek kah birbirine düşürülerek, sürgün edilerek bugüne kadar güdülmeye çalışıldı. Ne yazık ki emperyalist güçlerin ayak oyunlarına gelinerek birlikte mücadele edilemedi. Çeçen ulusal kurtuluş savaşı deneyiminden ders alınmaz ve Kafkasya’da ki tüm emperyalist güçlere karşı birleşik Kafkas halkları cephesini oluşturup mücadele edilmezse çekilen acılar sona erecek gibi de görünmüyor.

11.08.2010

 
Share