Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Gürcistan'da "Gümüş" Devrimi

Gürcistan’da “Gül Devrimi” ile 2004’de iktidara getirilen Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’ye karşı bu kez “Gümüş Devrimi” başladı.
2013’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi meydanlara çıkan kardeş Gürcü halkı Saakaşvili’nin yolsuzluk yaptığını, otoriter-totaliter bir rejim kurduğunu söyleyerek istifa etmesini istiyor. 2007 senesinde de daha kitlesel olarak meydanlara çıkan Gürcü halkının isyan ateşi, 2008’de Saakaşvili’nin G.Osetya’ya saldırması ve Rusya’nın işgali ile sönmüştü.
Bağımsızlığına kavuşmasından bu yana geçen 20 senede Gürcistan’da, kitlesel gösteriler aracılığıyla iktidar değişimine neden olan iki büyük olay yaşandı. Birincisi 1992’de Megrel-Laz Gamsakhurdia’nın Rusya, ikincisi ise 2003 yılında Eduard Sevardnadze’nin ABD operasyonu ile iktidardan uzaklaştırılmasıdır. 2003’de ABD destekli “Gül Devrimi” ile iktidara getirilen Saakaşvili, demokratik bir rejim kurduğunu iddia etmesine rağmen kendi çapında bir dikta kurup siyasi rakiplerini farklı suçlamalarla tasfiye ederek bugünlere kadar gelebildi. Savunma ve Ekonomi Bakanı Iraklı Okruaşvili’nin tutuklanıp tasfiyesi, eski Başbakan Zurab Jvania’nın gaz zehirlenmesiyle katledilmesi, muhalif iş adamı Badri Patarkatsishvili’nin Londra’da şüpheli ölümü örnek olarak sayılabilir.
Gürcistan’ın önemi ve sorunları
Gürcistan gerek ABD ve gerekse Rusya için asla ihmal edilmemesi gereken Kafkasya’nın jeopolitik tablosunun önemli aktörlerinden biridir. Uzun yıllar ABD başkanının güvenlik danışmanlığını yapan Brzezinski’nin ifadesiyle Kafkasya, Orta Asya’ya açılan şişenin mantarıdır. G.Kafkasya’nın Rusya’nın nüfuz alanından çıkıp Amerika’nın etki alanına girmesi ABD’nin hem Rusya’yı kuzeye doğru iterek G.Kafkasya’daki enerji yollarının güvenliğini sağlaması hem de burayı Afganistan ile birlikte Orta Asya’ya yönelik bir sıçrama tahtası olarak kullanması demektir. Gürcistan, ABD elebaşılığındaki emperyalizmin Rusya’ya yönelik olarak Baltık’tan başlayıp Polonya, Romanya, Bulgaristan, Türkiye’ye kadar devam eden güney kuşatmasında İran ile birlikte eksik kalan halkadır. ABD’nin bölgeye yerleşmesi halinde İran ve Ortadoğu’yu daha kolay kontrol edeceği mutlaktır. Rusya açısından ise Kafkasya yumuşak karındır. Güneye doğru sıcak denizlerin önünü açma, yakın çevresinin güvenliğini sağlayabilmek ve daha da önemlisi enerji zengini Hazar ve Orta Asya’nın ABD’ye kaptırılmaması için, Gürcistan mutlaka stratejik olarak kontrol altına alınmak zorundadır.
Gürcistan Kafkasya’nın jeopolitik tablosunda önemli oyunculardan olmakla beraber önemli sorunlarla da malul bir ülkedir. “Dondurulmuş Sorunlar” olarak tanımlanan Abhazya, ve G.Osetya’daki sorunlara ilaveten Ermeni ve Azeri Türklerin muhtariyet talepleri, Ahıska Türklerinin geri dönüş sorunu, Megrel etnik sorunu başını ağrıtmaya adaydır. Güçlü bir kurumsallaşmış devlet geleneğinin olmaması, etnik çeşitliliği ve Büyük Gürcistan hayali ile çizilen suni harita gelecekte Gürcistan’ı sıkıntıya sokabilecektır.
Gürcistan’ın sorunlarını bulunduğu coğrafyanın sorunlarından ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Bu coğrafyada 3 tanınmış ülke (Gürcistan-Azerbaycan-Ermenistan), 3’ü de hukuken tanınmamış ülke (G.Osetya-Abhazya-Dağlık Karabağ) bulunuyor. Bölgenin güvenliği açısından işbirliği önemli olmasına rağmen bu devletlerin çıkarları tam tersine çatışmakta. İşbirliğinin oluşmaması emperyalist amaçlar peşinde koşan yayılmacı dış güçlerin Kafkasya’da iç ve dış ilişkileri etkileme gücünü artırıyor. Kafkasya’da çatışan ulusal çıkarların yanı sıra güçlü olmayan devlet gelenekleri de iç ve dış sorunların çözümünde bölge ülkelerini bölge dışı güçlerle işbirliğine yönlendirmektedir. Bilindiği gibi bölgenin ekonomik ve politik ilişkilerinin, Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu, Orta Asya’nın oluşturduğu makro bölgesel gelişmeler açısından son derece stratejik bir önemi vardır. Bölge Rusya, ABD, AB, Çin, Hindistan, İran, Türkiye gibi devletlerin ilgi odağındadır. ABD bölgeyi Büyük Ortadoğu Projesi, Rusya Yakın Çevre doktrini, İran Arka Bahçe politikası, Hindistan ise Asya Enerji Birliği çerçevesinde değerlendiriyor. Bunun yanı sıra 11 Eylül sonrası Orta Asya jeopolitiğinde yaşanan değişiklikler de Güney Kafkasya’yı ABD’nin daha da ilgi odağına sokmuştur.
ABD’nin yeni tetikçisi
Karadeniz ile Hazar arasında köprü konumunda olan ve bu niteliğiyle de stratejik öneme sahip Gürcistan’da hem yönetim hem de muhalefet NATO üyeliğinden yana eğilim gösteriyor. Bu bağlamda, Gürcistan’da 2015’e kadar 2 kara, 1 deniz üssü kuracak ABD askeri varlığı NATO faaliyetleri çerçevesinde sürekli artmakta ve fonksiyonel hale geliyor. ABD ve İsrail askeri  personeli halen Gürcistan silahlı kuvvetlerinin NATO standartlarında kuruluşu için eğitim vermektedir. Gürcistan’ın olası NATO üyeliği bu ülkeyi ABD’nin militan bir ön karakolu ve hatta harekat üssü haline getirecektir. Türkiye’nin jeopolitik yaşam alanında bulunan ve stratejik ortak gibi görünen Gürcistan’ın NATO üyeliği Türkiye açısından da büyük sorunlar doğuracaktır. Bulgaristan ve Romanya’dan sonra Gürcistan’ın da ABD’nin güdümüne girmesi halinde Karadeniz’deki  politik ve askeri dengeler değişecek, sonu savaşa kadar gidebilecek çok tehlikeli gelişmeler ortaya çıkabilecektir.
Gürcistan’ın asimilasyoncu ve inkarcı politikalarını devam ettirmesi, ABD taşeronluğunda ısrar etmesi halinde etnik sorunları nedeniyle Rusya’nın son savaşta olduğu gibi onu daha da zor durumda bırakması muhtemeldir. Gürcistan’ın bağımsız kimliğini ve toprak bütünlüğünü muhafaza edebilmesi Rusları ne kadar sevmeseler de reel politika gereği belli bir consensusa varmalarıyla mümkün olabilecektir. Saakaşvili ile taşeronluk politikasının devamı halinde  büyük sorunlarla karşılaşılacak, yabancı emperyalist güçlerin Kafkasya’ya girişinin engellenmesi, demokratik açılım ve bağlı olarak etnik kimliklerin varlığının kabulü ise devlet olarak varlığının devamını sağlayacaktır.

 
Share