|
ABD’nin “Küresel terörizmin Kuzey yıldızı” diye tanımladığı Usame bin Ladin, ABD’nin Afganistan’da Sovyet askeri varlığına karşı ileri sürdüğü muteber adamlardan biri idi. Okul yıllarında Müslüman Kardeşler’den esinlenen Ladin önceleri Suudi istihbaratı tarafından Pakistan’daki faaliyetler için kullanıldı. Burada CİA ve Pakistan istihbaratı ISI denetiminde militan yetiştirilmesine yardımcı oldu. Mücahit kamplarında Filistin asıllı Abdullah Azzam’ın fikirlerinden de çok etkilenen Ladin’in ABD ile yolunda giden ilişkileri, Somali’de ilk Amerikan karşıtı cepheyi açtığında sona erdi. Şimdi ise aradan seneler geçtikten sonra okyanusta cansız bir beden olarak yatıyor. (N.Aydın, Amerikalılar herhalde mezar yok etmeyi bizden öğrendiler derken doğruluk payı olmalı. Said-i Nursi, Şeyh Said, Seyyid Rıza) 1858 yılında yayınlanan bir makalede Friedrich Engels’in belirttiği gibi Afganistan’ın coğrafi konumu ve halkının kendine özgü karakteri bu ülkeye Orta Asya sorunlarında küçümsenmeyecek bir siyasi önem bahşeder. XIX. yy.’ın ortası için geçerli olan bu saptama bir buçuk yüzyıl sonra da güncelliğini korumaya devam ediyor. Afganistan’ın “Kuzey kuşağı” nın üç devleti (Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan) ile coğrafi komşuluğunun ötesinde, komşularının tüm etnik unsurlarını bünyesinde barındırır. (Peştular %38,Tacikler %25, Hazaralar %19, Özbekler %6, sair % 12) 11 Eylül olayları Orta Asya tarihinde dönüm noktasıdır. ABD işgaliyle Taliban rejiminin yıkılışı Sovyet sonrası dönemin sonunu noktalamış ve emperyalizm için hala tam olarak tanımı yapılamamış yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Bu nedenle SSCB işgali sırasında Bin Ladin, örgütü El Kaide ve Taliban’ın ABD, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından desteklendiği, misyonu bitince Ladin’in tasfiye edildiği gerçekliğinden ziyade işgalin bölgenin tümü üzerindeki jeopolitik sonuçlarını analiz etmek bugün için daha ziyade önem taşıyor. Ancak önemli bir hususunda bilinmesinde de fayda var. Bilinenin aksine ABD, Brzezinski’nin de 1998’de verdiği bir mülakatta kabul ettiği gibi Afganistan’a, iç savaşın başlamasından önce karıştı. Başkan Carter 3.07.1979’da muhalif mücahitlere yardımı öngören planı imzalayarak Rusların Afganistan’a müdahalesini doğrudan olmasa da maksatlı olarak teşvik etti. Böylece dönemin iki süper gücü bölgede güç denemesi yaptı. SSCB’nin çöküşüyle sonuçlanan büyük oyun başladı. 1992’de Hikmetyar’ın hareketinin çökmesinden sonra İslamabat kendi siyasi tercihlerini somutlaştıracak başka bir bağlantı arayışına girdi. Çoğunluğu Peştu olan ve Pakistan’daki medreselerin öğrencilerinden oluşan Taliban’a yöneldi. Taliban için gerçek bir eğitim merkezi olan bu okullar Suudi-Bin Ladin fonları ile beslendi ve böylece Suudi Arabistan’dan gelen Vahhabilik giderek bu ülkede verilen eğitime sızdı. İdeolojik alanda Taliban’ın İslam anlayışı Afganistan’da fazlasıyla bulunan dini çeşitliliğe karşı hoşgörülü Sufilikten kopuştur. Taliban, kaynağını, sömürge döneminde Hindistan’da ortaya çıkan ve İslami metinleri çağdaş gerçeklerle bağdaştırmaya çalışarak Sünni Müslüman toplumunu yenileme çabasında olan reformcu hareket Devbandi İslam okulunun aşırı bir yorumundan alır. Başlangıçta Taliban, ideolojisini bölgeye taşımakta çekingen davransa da Bin Ladin’in uluslararası karakterdeki ideolojisinin Taliban lideri Molla Ömer’in üzerindeki etkisiyle hareketin yönelimi değişti. Sınır ötesi İslam dayanışması stratejisi öne çıktı. Bölge ülkelerini iliklerine kadar titreten bu strateji değişikliği sonucu Taliban rejiminin devrilmesiyle bölgenin bütününde jeopolitik yapılanma derinden değişti. ABD harekatının harekat alanı ilk bakışta yirmi iki yıldır savaş halinde olan Afganistan’dı. Ancak Ortadoğu’dan başlayarak, Kafkasya, Orta Asya, Keşmir’den geçen, Çin’in uzak sınırlarında Şingjang’a (Doğu Türkistan) kadar uzanan bir çeşit “kriz yayı” boyunca yayılan anlaşmazlıklar yumağı ile belirgin özel bir jeopolitik çerçeve içerisinde etkisini gösteren çatışma alanının bölgesel jeopolitik etkileri ülkelere farklı şekilde yansıdı. Farklı kazanımlar-kayıplar getirdi. İlk sırada Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan yer alır. Bu ilk çemberin ötesinde Pakistan, Çin, İran vardır. Bunlara Afganistan ile sınırdaş olmamakla beraber iki bölgesel güç Rusya ve Hindistan’ı da katmak gerekir. 11 Eylül olayları sırasında Çin, başlangıçta ABD ile ilkesel bir dayanışmaya girdi. Bunun çeşitli nedenleri sayılabilir ancak ekonomik olanını hatırlatmakta fayda var. Bugün için ekonomik alanda Çin ABD’ye kısmen bağımlıdır. Amerikan ekonomik durumunun ağırlaşması, Çin ekonomisi üzerinde ciddi sonuçlar doğurma riski taşır. Uzun sürecek operasyonların ABD ekonomisi üzerine getireceği ağır yüklerin riskini azaltmak için, Washington tarafından başlatılan ”terör” karşıtı kampanyada Pekin’in işbirliği yapmasında büyük çıkarı vardı. Ancak 11 Eylül olaylarından sonra ABD’nin bölgeye giriş yapması bu alanda yeni ABD varlığı yıllardır bu bölgede biçimlenen Çin-Rus ortak hakimiyetinin gelişmesini yavaşlatma, hatta tamamen durdurma riski taşımakta. Amerikalılar o zamana kadar hiç bulunmadıkları Çin topraklarına yakın, coğrafi bir bölgeye askeri olarak yerleşme başarısı gösterdiklerinden, bu yerleşme Çin’in toplu stratejik konumunu daha kırılgan hale getirmiştir. Bu durum Çin’in nüfuzunu artırmayı ve gücünü göstermeyi düşündüğü bölgesel bir çevrede belirsizliğe yol açacaktır. Çin ayrıca Şanghay İşbirliği Teşkilatı faaliyetlerinin gelişmesiyle kendi güvenliğini büyük ölçüde teminat altına aldığını hesaplıyordu. Ne var ki söz konusu teşkilatın birçok üyesinin topraklarında ABD askerlerini konuşlandırması, ekonomik işbirliğine girmesi Pekin’i rahatsız etmiştir. Orta Asya’da ABD siyasi hamlesi ve daha da vahimi özerk Şinjang sınırlarında ABD üslerinin yerleştiğini görme ihtimali, Pekin’in uykularının kaçması için yeterlidir. Orta Asya ve Ortadoğu’ya doğru Çin’e köprübaşı görevi yapan Şinjang (Doğu Türkistan) sadece Çin’in nükleer deneme merkezlerini barındırmakla kalmayıp ülkenin ekonomik kalkınmasını sürdürmek ve OPEC’e karşı bağımlılığını azaltmak için bel bağladıkları hidrokarbon rezervlerine de sahiptir. Bu bakımdan Afganistan’a yapılan ABD müdahalesi Çin’in bölgesel çevresini alt üst etmiştir. Washington Orta Asya’da uzun süre kalır ve Hindistan ile askeri işbirliğini artırırsa, Pekin yalnız kalmak ve hatta Asya’daki Amerikan yapılanması tarafından jeostratejik anlamda gerçekten kuşatılma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
|