Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Yaşam Sahası ve Savaşın Kaçınılmazlığı

Yaşam sahası devlete, nüfusu için yeterli coğrafi alanlara sahip olma hakkı verir.
Yaşam sahasının büyüklüğü, devletin güvenliği içinde vazgeçilmez bir unsurdur.
Yaşam sahası, içindeki tüm doğal kaynaklar dikkate alınarak belirlenmeli ve devlet, büyüyen bir canlı organizma gibi doğal sınırlarına kadar genişlemelidir.
Bu sözler, Hitler’in fikir babası jeopolitikçi general Karl Haushoffer’e aittir ve yaşam sahası konseptinin temel taşlarını oluşturur. Hitler, Karl Haushoffer’in düşüncelerinin etkisi altında kalarak Almanya’nın yaşam sahasını genişletmeyi amaçlamıştı. Zira Karl Haushoffer’a göre Almanya eğer yaşam sahasını genişleterek güçlenmezse yok olacaktı. Neticede Hitler, 2. paylaşım savaşında Karl Haushoffer ile birlikte Almanya’nın ve Avrupa’nın felaketini hazırladı. O zamandan beri yaşam sahası (lebensraum) düşüncesi Hitler ile özdeşleşmiştir ve bu sözcük kirli, tiksinti verici bir kelimedir.
Avrasya’daki bölgesel gelişmeleri, ABD ve İsrail’in eylemlerini bu ülkelerin yaşam sahası arayışları ile ilişkilendirmek mümkündür. Zbigniev Brzezinski “Büyük Satranç Tahtası” isimli meşhur kitabında, Karl Haushofer’ın yaşam sahası konseptini kopyalayıp Avrasya’ya uygulamış, Avrasya’nın enerji zengini Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu’dan oluşan  coğrafyasını ABD’nin yaşam sahası olarak tanımlamış, bu coğrafi bölgelerin kontrolü ile ilgili düşüncelerini Avrasya jeostratejisi şeklinde ABD yönetimine sunmuştur. (Akdeniz ulaştırma hattının önemi nedeni ile Afrika’nın kuzeyi Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi ile yaşam sahasının içine dahil edilmiştir. Emperyalizmin Kuzey Afrika’da cereyan eden operasyonlarına biraz da bu pencereden bakmak faydalı olacaktır) ABD’nin yaşam sahasının belirlenmesinde, enerji kaynakları ve güzergahları temel unsuru oluşturmuş; terörle küresel savaş, liberal ve demokratik değerlerin yayılması bahanesi ile yaşam sahası istikametindeki hamleler 11 Eylül ile birlikte başlatılmıştır.
Z. Brzezinski gibi bir ideolog olan Samuel P. Hungtington’un misyonu ise ABD’nin Avrasya stratejisi için gerekli olan alt yapıyı oluşturmaktı. Yani Hungtington’un misyonu, hem çöken Sovyet Sosyal emperyalizmi yerine İslam’ı, kurgulanmış Medeniyetler Çatışması içinde ideolojik bir düşmana dönüştürmek hem de çatışarak enerji zengini İslam ülkelerinin coğrafyalarına yerleşmek için uygun bir ortam oluşturmaktı. Önceki Başkan Bush’un “Yirmi birinci yüzyılın tarihini yazacağız”, Dışişleri Bakanı Rice’nin “Yirmi iki ülkenin haritasını değiştireceğiz”, “Artık yeni bir Ortadoğu lazım” sözleri, Afganistan, Irak işgalleri, Tunus, Mısır, Libya girişimleri ABD’nin yaşam sahasını kontrol gayretleri ile doğrudan bağlantılıdır.
ABD ile İsrail’in yaşam sahaları aynı ideologlar tarafından tarif edildiğinden örtüşmektedir ve bu nedenle de zaten stratejik ortaktırlar. İsrail’in yaşam sahası ABD’nin yaşam sahasının bir bölümünü kapsar. İsrail’in yaşam sahası kuzeye, Doğu Anadolu’ya doğru uzanmakta, bu kapsamda enerji ile enerji güzergahları, ve özellikle de su kaynakları ve verimli topraklar önem kazanmaktadır. Halen İsrail’in yaşam sahası içinde yer alan Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurulmuştur. İsrail’in Lübnan hamlesini de yaşam sahası içine doğru yapılmış bir girişim olarak değerlendirmek gerekir.
ABD’nin jeostratejik yetenekleri (güç hesabı) ile bir jeostratejik hedefe dönüştürdüğü yaşam sahasının tamamını kontrol amacı arasındaki dengesizlik, Hitler’in karşılaştığı sorunları ve sonucu hatırlatmaktadır. Afganistan ve Irak bozgununu bu gözle okumak doğru olacaktır.  Ayrıca ABD’nin yaşam sahasının büyük bölümü (Orta Asya, Ortadoğu), yükselen güç Çin’in de yaşam sahasını oluşturur. ABD’nin tek süper güç pozisyonunu, Çin’in ise yükselişini sürdürebilmesi bu bölgelerin kontrolüne dayandığından mücadelenin kızışması ve gelecekte sıcak çatışmaya dönüşmesi mukadderdir. Yaşam sahasında yer alan coğrafi bölgelerin bir kısmı (Orta Asya ve Kafkasya) Avrasya’nın önemli gücü Rusya’nın kaybettiği toprakları oluşturduğu ve bu bölgelerde Rusya’nın yaşamsal çıkarları olduğu için  mücadele yeni boyutlar kazanacaktır. Toparlamak gerekirse Avrasya’daki mücadele bir yaşam sahası mücadelesidir. Bu mücadelenin ne zaman sıcak savaşa dönüşeceği ve nasıl sonuçlanacağını kestirmek ise bugün için kehanet olacaktır.
Geleceklerini ABD elebaşılığındaki emperyalizmin başarısına bağlayanların, ABD’nin mücadeleyi kazanamaması halinde üstlerine binecek yükü düşünmeleri  gerekiyor. Emperyalizmin zincirlerinden kurtulamayan bir  Türkiye, Anadolu’nun Doğusu, ABD’nin ve Siyonist İsrail’in yaşam sahalarının içine sokulduğu için çok zor bir süreç geçirecektir.

 
Share