|
400 yıl boyunca Osmanlı için bataklık olan ve ağıtlar yakılan Usame Bin Ladin’in anayurdu Yemen’de isyan ateşi yayılıyor. Dikkatlerin Kuzey Afrika’ya yöneldiği Arap coğrafyasında, ülkeyi 30 yıldır yöneten Ali Abdullah Salih’in tahtı sallanıyor. Dikkat çekici olan ise ABD elebaşılığındaki emperyalizmin diğer Arap ülkelerindeki değişim rüzgarlarına destek verip otoriter-totaliter rejimlere karşı muhalif güçleri desteklerken konu Yemen olduğunda sus-pus olması. Halk defol Salih diye bağırırken Washington “Aman göstericilere şiddet uygulamayın” demekten öteye gidemiyor. Yemen 1539’dan itibaren yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı sömürgesi olarak kaldı. 1839’da Aden’i işgal eden İngilizler önce Güney Yemen’i sömürgeleştirdi.1918’de de Osmanlının 1.paylaşım savaşı yenilgisi sonrası Kuzeye el koydu. 1. paylaşım savaşında çökmekte olan imparatorluk 4 cephede birden savaşırken bölgede petrolü keşfeden İngilizlerin gelecekte Suudi Arabistan’ı kuracak Suud ailesinin başını çektiği Vahabi aşiretleri desteklemesiyle birlikte Yemen’de çıkan isyan Osmanlı devletine 5. cepheyi açtırdı. 130 bin asker Yemen çöllerinde kayboldu. Bölge 1960’larda ilerici ve gerici güçler arasındaki iç savaş sonucu ikiye ayrıldı. Kuzey Yemen’de 1962’de “Yemen Arap Cumhuriyeti” kuruldu. Güney Yemen ise 1963’te başlayan işgal karşıtı gerilla hareketlerinin etkisiyle 1967’de İngiltere’den bağımsızlığını ilan etti.1970’de SSCB, Mısır, Irak’ın desteğiyle Güney Yemen’de Arap dünyasının ilk sosyalist devleti olan Marksist-Leninist çizgideki “Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti” kuruldu. Kuzey Yemen’in, güneydeki petrol kaynaklarına ulaşmaya yönelik baskısı, güneyde parti içindeki anlaşmazlıklar ve Sovyetler Birliğinin dağılması sonucu şiddetlenen ekonomik kriz, Güney Yemen’i kuzey ile birleşmeye mecbur etti. İki Yemen 1990’da birleşse de bu birleşme sorunları daha da artırdı. Yeniden başlayan iç savaş sonunda Kuzey Yemen bütün Yemen’i yönetimi altına aldı. 1978-1990 yılları arasında Kuzey Yemen’in Devlet Başkanı olan Ali Abdullah Salih birleşmenin üzerinden geçen 20 yılda iktidarını korudu. Yaklaşık 24 milyon nüfusa sahip ülkede, Müslümanların yüzde 60’ını Sünniler, yüzse 40’ını ise Şiiliğin Zeydi mezhebi mensupları oluşturur. Salih kendisi de Zeydi olmasına rağmen ülkenin kuzeyinde yaşayan ve Sünniler tarafından baskı uygulandığı için isyan eden Zeydilere karşı bugün ABD ve Suudi Arabistan ile işbirliği yapıyor. Suudi Arabistan da tüm Ortadoğu’daki muhalefet gruplarına olduğu gibi, önce Güney Yemen’deki komünistlere, sonra da Zeydilere karşı Vahabizmi ülkede yaymaya çalışıyor. 11 Eylül saldırılarının ardından “terörle savaş” söylemiyle önce Afganistan daha sonra da Irak’ı işgal eden ABD, bu defa gözünü El Kaide’nin yeni sığınağı olarak nitelendirdiği Arap Yarımadasının en yoksul ve adı savaşlarla anılan ülkesi Yemen’e dikmiş durumda. ABD’nin bölgeye yönelik ilgisi de yeni değil. Afrika boynuzu’nda etkinliğini artırmaya çalışan Washington, Arabistan Yarımadası’nı güneyden çevreleyen Somali’ye1993’de BM şemsiyesi altında müdahale etmiş ancak kayıplar artmaya başlayınca 1995’de çekilmek zorunda kalmıştı. ABD şimdi bir kez daha Yemen’de artan askeri varlığı ile operasyonlara katılıyor. Ülkenin kuzeyindeki Şii isyanı, ülkedeki etkisini korumak isteyen ve ABD’nin desteğiyle bölgede Vahabiliği yaymaya çalışan Suudi Arabistan ile Zeydileri (Husileri) destekleyen İran’ı da karşı karşıya getirdi. Böylece Irak işgali sonrasında bölgede Şii-Sünni dengelerinin değişmesi sonucu etkisini artıran İran ile ABD destekli Arap ülkeleri arasındaki rekabet Yemen’e de taşınmış oldu. Iran ve Suudi Arabistan’ın karşı karşıya geldiği stratejik açıdan önemli ülkede, ABD’nin savaş dışında kalması zaten beklenmiyordu. ABD’nin Yemen’deki varlığının tek nedeni El Kaide değil.Birinci neden stratejik. ABD hem Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na açılan Aden Körfez’inde, hem de Hürmüz Körfezi’ne uzanan bölgede petrol ve enerji hatlarını kontrol etmeyi amaçlıyor. İkinci neden ise daha çok güvenlikle ilgili. ABD Afrika Boynuzu’nda, aralarında El Kaide’nin de bulunduğu İslamcı hareketleri engellemek istiyor. Bu ABD’nin son 5 yıldır Kuzey Afrika ve Büyük Sahra bölgesinde, terörle mücadele bahanesiyle eski Fransız ve İngiliz sömürge alanlarını etki altına alma politikasıyla da çakışıyor. Fas, Tunus, Cezayir gibi ülkelerle işbirliğini geliştiren ABD, ticari olarak bölgede giderek güçlenen Çin’in de önünü kesmeye çalışıyor. Bir üçüncü neden olarak El Kaide’de sayılabilir. 1990’larda Somali ve Yemen, militanlar için daha ziyade bir geçiş bölgesi idi. Ancak örgüt Irak ve Afganistan’da fazla başarılı olamayınca yeni bir coğrafi üs bölgesi olarak Yemen’i seçti. 2005’den itibaren Afganistan ve Irak’tan gelen militanlar Yemen’in orta bölgelerinde yığınak yapmaya başladı. El Kaide olsa da olmasa da ABD enerji hatlarındaki rekabet çözülmediği sürece Yemen’den çıkmayacaktır. Enerji hatlarının kontrolü ise kolay çözülecek bir mesele değil. ABD uzun süre, üçe bölünmüş ülkede bugün El Kaide yarın Husiler, öbür gün başka bir şeyi gerekçe göstererek ülkedeki varlığını koruyacaktır. Aç ve huzursuz kabileler birleşip sadece Salih’e değil ABD elebaşılığındaki emperyalizme karşı da mücadele etmedikçe kurtuluşa ulaşamayacaklardır.
|