|
Devletleri petrol zengini ama halkları yoksul Arap coğrafyasındaki isyan ateşi Tunus, Mısır, Libya, Bahreyn, Yemen gibi kağıttan kaplanları peşi sıra yerle yeksan ediyor. Şimdiye kadar emperyalizmin uşaklığını yapan totaliter ve otoriter rejimler sarsılıyor, yıkılıyor. Halkların ayaklanmasını bu kadar erken beklemeyen ABD ise stratejik Ortadoğu bölgesindeki değişimlerin küresel dengeleri aleyhine değiştireceğinin bilinciyle yıkılan barajdan taşan seli daha gerilerde yeni barajlar kurarak durdurup vartayı az zararla atlatmanın peşinde. Aynı dini ve kültürü paylaşan Osmanlı bakiyesi Arap halkı, uluslaşma süreci yarıda kesilerek 20. yüzyılda İngiliz emperyalizmi tarafından yapay sınırlarla bölünüp parçalandı ve sömürgeleştirildi. Bu süreçte emperyalizmin en büyük korkusu Arap milliyetçiliğinin gelişerek coğrafyayı bağımsızlaştırmasıydı. Önce İngiliz, sonra ABD emperyalizmi bunu engellemek adına gerek Marksist ve gerekse ulusalcı hareketlere karşı kökten dinci hareketlere dayanarak mücadele ettiler. Uzun bir süre de emperyalizm, Baas milliyetçiliği istisna edilirse hakim sınıfların meşruiyetine dayanarak sömürge halkları uyutmaya muktedir oldu. Ama 20. yüzyılın son çeyreğinde emperyalist kapitalizmin kriziyle birlikte totaliter-otoriter rejimlerin kitleler nezdindeki meşruiyeti sarsıldı. Bir yandan Arap coğrafyasındaki dengeler bozulurken diğer yandan yoksul halk kitleleri, kentli orta sınıflar uyanmaya başladı. İran devriminin etkisiyle güçlenen İslamcı ve Batı karşıtı hareketler devletle halk arasındaki ideolojik boşluğu hemen doldurdu. Tefessüh etmiş rejimlerin daha fazla sürdürülemeyeceğinin farkında olan ABD, yönetimlere “makyaj” yapılması için telkinde bulunsa da başarılı olamadı. ABD için bölgede kaygı verici olan, uşak yönetimlerin İslamcılar tarafından sarsılması değil, radikal İslam’ın güçlenmesi, İran nüfuzunun artması, bölgede emperyalizm yanlısı ittifak dengelerinin bozulması ve İsrail’in güvenliğinin tehlikeye girmesidir. Değişimin kaçınılmaz olduğunu bilen ABD şimdi siyasal iktidarların görünen biçimlerini halkın öfkesini yatıştıracak biçimde değiştirerek küresel emperyalist kapitalist sistemin ekonomik ve kurumsal temellerini korumanın peşinde. Ortadoğu’daki dengelerin kendi aleyhine daha fazla değişmemesi adına şimdiye kadar büyük bir sadakatle uşaklığını yapan totaliter ve otoriter rejimlerin yerine kabul edilebilir seçenek olarak, daha önce laboratuar ülke Türkiye’de uygulanan “ILIMLI İSLAM” projesini dayatıyor. Hatırlanacağı üzere projenin başarılı olması halinde İslam aleminde teşhir-tecrit olan küflenmiş rejimler yerine ikame edilmek üzere 2002 senesinde AKP kurulmuş ve iktidara getirilmişti. ABD elebaşılığındaki emperyalizm, mevcut rejimlerin özellikle de stratejik ortağı Mısır’ın kentli orta sınıf ve yoksul kesimlerin kabaran öfkeleri karşısında bu kadar çabuk düşeceğini hesaplayamadığı için kısa bir süre şaşkınlık yaşasa da hemen toparlanarak projeyi hayata geçirmeye başladı. Apar topar siyasi sığınmacı olduğu İngiltere’den getirtilen Tunus’taki İslami hareketin lideri Muhammed Gannuşi ve Mısır’da Müslüman Kardeşler’in sözcülerinin, Türkiye modeli yani AKP modelinden etkilendiklerinden bahsetmeleri tesadüf olmasa gerek. ABD elebaşılığındaki emperyalizmin, yoksulluk ve yolsuzluktan bitap düşmüş Arap kitlelere “Ilımlı İslam” modelini dayatırken terazinin bir kefesine, Türkiye’yi zenginleştirdiği propagandası yapılıp cilalanan “Ilımlı İslam” modeli AKP’yi, diğer kefesine radikal El Kaide’yi yerleştirip aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor. Kısacası ölümü gösterip sıtmaya razı olun diyor. Mevcut konjonktürde Ortadoğu’da kitlelerin kabaran öfkesinin hangi mecraya akacağı, nerelere kanalize olacağı/edileceği belirsiz olmakla birlikte artık ABD için hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı aşikar. Ilımlı İslami hareketin iktidar ortağı olacağı Mısır’ın bundan böyle İsrail ile işbirliğini devam ettiremeyeceği, Hamas’ın elinin rahatlayacağı, Suriye-İran ekseninin Ortadoğu’daki siyasal ağırlığının daha da artacağı, İsrail’in operasyonel gücünün zayıflayacağı şimdiden görünen gerçekler. Diğer yandan bölge ülkelerinde sübjektif unsurun çok zayıf olması sebebiyle kısa vadede toplumsal devrimin şansının sıfırlandığı, bu eylemliliklerden kısa vadede siyasal devrimlerin çıkacağı da şüpheli. Mevcut durum bu derece belirsiz ve karmaşık iken emperyalizmin Ortadoğu’da kurguladığı yeni statükoyu darmadağın edip mevcut dengeleri alt üst edecek Kürt dinamiğinin halen varlığı ise umut vadeden bir durum olsa gerek.
|